31 Mayıs 2019 Cuma

HAYVAN ISIRIKLARINA YAKLAŞIM

Hayvan ısırıkları sonrası enfeksiyon sık rastlanan bir durumdur..memeli hayvanarın ağız için mikroorganzimalr için etüv gibidir.polimikrobial , aerob, anaerob m.o enfeksiyonları olur. pasteurella spp. kedi ve köpek ısırıklarında en sık izole edilir.
Diğerleri streptokok, stafilokok, moraxella. neisseria, GAS, .
Enfeksiyon ciddi ağrı, şişlik, eritem ile kendini gösterir. Selülit 24 saat sonra oluşur, ateş görülmez LAP olabilir.
maymun ısırığında herpes B bulaşır, derhal asiklovir başlanmalıdır, ensefalit ölümcüldür.
Tulerami : ısırıktan 4-7 gün sonra ısırık yerinde ülseratif, püstüler lezyon, ateş ve ağrılı LAP olur.
Kedi tırmığı hast: Bartonella ile olur. Sistemik bulgular ve yara yerinde papül, püstül oluşur. P.multocida da uzun süren şişlik , ağrı , hassasiyet, tendon üzerinde kitle tenosnovit düşündürür.

kedi ısırığı sonrası etkilenen kemik üzerinde ağrı, şişlik hassiyeti osteomyelit düşündürmelidir.
ısırıksonrası immun sistem deprese ise ciddi sistemik komplikasyonlar görülebilir.

tedavide ilk yara yeri temizlenmelidir. serum fizyolojik ile su serpme şeklinde olmalıdır.Antimikrobiyal solusyon yara tahribatını artırır. 20 cc SF ile yüksek basınçla yapılmalı.
sütür atma tartışmalıdır.

Amoksilin /klavunat tüm ısırıklarda etkindir.
penisilin alerjisinde : Bactrim ( 10 mg/kg trimetorprim) + klindamisin (30 mg/kg)
seforoxim aksetil (30 mg/kg)+ klindamisin/metronidazol (30mg/kg)

aşı durumu sorgulanmalı.
psikolojik destek verilmelidir.

30 Mayıs 2019 Perşembe

ÇOCUK GELİŞİMİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Bebekler genel olarak  12-13. aydan sonra yürür,

 8-12 ayda beş -altı sözcüklü konuşma yapar, 13-20. aylarda 10-50 sözcüğe ulaşır.

Beyin ilk 2 yılda erişkin boyutunun 2/3 üne, ,6-7 yaş civarında %90 a ulaşır.
2-3 yaşında kendini ifade edebilen, kendi başında hareket edebilen bir durumdadır.

Bebek 2 aylıkken 180 derece eşyayı takip eder.
2-3 ayda başını dik tutmaya başlar.
4 aylıkken eşyaya uzanır, yatarken bir yönden diğer yöne döner.
6-7 ayda oturmaya başlar.
7-8 aylık emeklemeye başlar.
9. ayda baş ve işaret parmaklarını kullanarak ufak cisimleri eline alır.
10 - 12 ayda desteksiz ayakta durabilir.
12- 15. ayda yürümeye başlar.

1 yas civarı 5-6 kelime söyler, 2 yaş üstünde iki sözcüklü cümle kurar.
7 yaş civarı tam erişkin gibi konuşur.


test tartısı

Anne sütünün her emzirmede yeterli olduğunu anlamanın pratik yolu :

bebek emme öncesi ve  emme sonrası üzerini ve bezini çkarmadan , hassas dijital tartı ile tartılır gram olarak artış ml. olarak süt alımını gösterir. poliklinik koşullarında bebeğin memeden süt alımının yeterliliğini değerlendirmek için çok kullanışlıdır.

Klinik Tıp Ped. 2019

29 Mayıs 2019 Çarşamba

D VİTAMİNİ HAKKINDA GÜNCEL BİLGİLER

:


Vücudumuza giren D vitamininin ancak %10’u yiyecekler   (yumurta, sakatat, balık, hayvansal yağlar ) ile alınır.

Piyasadan alınan preparatlardaki D vitamini ile deride sentezlenen D vitamini bire bir aynı değildir. 
D vitamini deride güneş ışının enerjisi ile sülfatla bağlanır (sülfatlı D vitamini) ve bu haliyle D vitamini suda çözünür .

Suda çözünebilen D vitamini tüm hücrelere kolayca girebildiği için etkisi yağda çözünen D vitaminine göre daha fazladır.
 Halbuki ağızdan preparat olarak aldığımız D vitaminleri sülfatsızdır, yağda erirler. Sülfatsız D3 vitamini yağda eridiğinden kan dolaşımında serbestçe dolaşamaz. Dolaşabilmesi için LDL-kolesterole ihtiyacı vardır.

Sülfatlı D3 vitamini kalsiyum taşınmasında fazla görev almaz. Buna karşılık kanserden korunmada,  immun sistemi güçlendirme depresyon ve kardiyovasküler hastalıktan korunmada rolü olan sülfatlı vitamin formudur. Sülfatsız D vitaminin bu tarzda etkileri yoktur.
Anne ve inek  sütünde bulunan D vitamini sülfatlıdır. Fakat inek sütündeki D vitamini pastörizasyon ve UHT uygulaması ile tahrip olur.

D vitamini güneşten gelen morötesi (UV) ışınlarının etkisi ile deride sentezlenir.

UVB, UVA’ya göre daha kısa dalga boyuna sahiptir. 

UVB’nin dağılmadan hedefe ulaşabilmesi için açık bir havada atmosfere dik açıyla gelmesi (öğlen saatleri) ve başka bir fiziksel etkenle karşılaşmaması gerekir. Yani en iyi D vitamini sentezi öğle vakitlerinde olur.


UVA ve UVB’nin D vitamini sentezi üzerine olan etkileri birbirinin zıttıdır. UVB derimize temas ettiğinde kolesterolden D vit öncüsü olan kolekalsiferolü sentezlettirir.
 UVA ise tam tersine deride sentezlenen kolekalsiferolü parçalar, yani bir anlamda D vit sentezini bozar. Yani “aman! sakın ışınların dik geldiği öğlen saatlerinde güneşlenmeyin” tavsiyesine uyarak güneşin nispeten yatık geldiği saatlerde güneşlenirseniz aslında çoğunlukla UVA ışınlarına maruz kalıp bronzlaşırsınız ama sentezlenen D vitaminini de parçalanarak etkisiz hale gelir.
Fazla miktarda UVA ışınlarına maruz kalanlarda deri kanseri olasılığı artar. Bu nedenle zamanlama önemlidir. 
Eğer öğle saatlerinde değil de daha önceleri ya da daha sonraları güneşlenilirse, fazla bile güneşlenilmiş olsa D vitamini seviyeleri düşük olabilir . 
Özetle güneşin dik geldiği öğle saatlerinde , gölgemizin boyumuzdan daha kısa olduğu saatlerde güneşlenmek gerek.
UV-A ciltteki melanin hücrelerini uyararak bronzlaşmayı artırır, fakat aynı zamanda ve cilt yaşlanmasını da artırır. Bronzlaşma UV-B ışınları engelleyerek D vitamini sentezini de azaltır. Bronzlaşma bu nedenle D vitamini sentezinin aşırı olmasını da engeller. 
Yani aşırı güneşlenme D vitamini zehirlenmesi de yapamaz. UVB ışınları ise fazla pigmentasyon yapmaz.


UVB, UVA’ya göre daha kısa dalga boyuna sahiptir. 
Dalga boyu kısaldıkça engeller karşısında ışınların saçılıp dağılması daha kolaylaşır. uzun dalga boylu ışınlar engeller karşısında daha az dağılıp saçılırlar. 
UVB ışınları kapalı ve bulutlu havada veya pencere veya araba camı gibi bir engele temas ettiğinde saçılarak kolayca dağılır ve engeli yeterince aşamaz.
 Bu nedenle yeteri kadar D vitamini sentezlenemez. Buna karşılık UVA bu engelleri aşabilir. 


Güneş yağları kanser olasılığını artırabilir mi?
Kamuoyu yıllardan beri güneş yağlarının deri kanserini önlediğini sanıyor. Faktör sayısı arttıkça korunmanın da arttığı iddia ediliyor. Doğru güneş yağları güneş yanığını önler, fakat birçoğu deri kanserlerini önlemeyebilir; hatta çeşitli kanserlere de sebep olabilir. Çünkü birçok güneş yağı deri kanserine neden olan UVA’yı önlemez. Fakat D vitamini sentezi yapan UVB’yi önler. Daha uzun dalga boylu olan UVA derinin derinliklerine kadar girer; UVB ise derinin yüzeyinde kalır.
Mineralli güneş koruyucular
Fiziksel koruma sağlayan bu koruyucuları deri emmiyor. Cildinizin üzerinde, örtü gibi beyaz kireç gibi bir tabaka oluşturuyorlar. Bu tabaka, güneş ışınlarını bir ayna gibi geri yansıtmaktadır. Yani aslında bir tişört giymeden çok bir farkı yok. Mineralli güneş koruyucuların zararlı olduğuna dair henüz bir iddia yoktur. Ama çocuklarımızın cildine süreceğimiz her şeye, tedbirle yaklaşmak gerekmektedir. Zeytinyağı ise korkusuzca kullanılabilir.
Korunma
Güneşe çıkarken, ensenizi kapatacak, suratınızı tamamen gölgeleyecek bir şapka takın. Kısa şort yerine, mümkün olduğu durumlarda, ince, uzun, açık renk bir  pantolonu ya da uzun kollu ince bir tişörtü tercih edin. Plaj gibi güneş koruyucunun kaçınılmaz olduğu durumlarda, mineralli koruyucular kullanın.
Kimyasal koruyucu kullanmak zorunda kaldığınız durumlarda, çocuğunuzun vücudunun mümkün olduğu kadar küçük bir kısmına sürün. Mesela iyi bir şapka takıyorsa, suratına a sürmeyin. Kumda oynarken kısa kollu tişört giydirin, sadece kollarına sürün.
Kimyasal koruyucu kullanmak zorunda kalırsanız, düşük faktörlü kullanın. 20 faktörle 50 faktör arasında sadece yüzde 3’lük bir koruma farkı var. Ama 50 faktör kullandığınızda, çok daha fazla kimyasala maruz kalıyorsunuz.
Doç. Dr. Hasan Önal 
Metabolizma ve Beslenme 


27 Mayıs 2019 Pazartesi

akut sinüzit klinik uygulama rehberi

Majör semptomlar :
Pürülan nazal akıntı
Pürülan veya renksiz postnazal akıntı
Burun tıkanıklığı
Yüzde dolgunluk hissi
Yüzde ağrı veya baskı
Koku almada zorluk
Ateş (akut sinüzit)

 Minör semptomlar :
Baş ağrısı
Kulak ağrısı,kulakta dolgunluk
Ağız kokusu
Diş ağrısı
Öksürük
Ateş (subakut veya kronik sinüzit)
 Halsizlik

* İki majör veya bir majör ile birlikte iki veya daha fazla minör semptom varlığı ARS tanısı koydurur

yüksek doz amoksisilin klavulanat kullanımı açısından değerlendirme :
 • Şiddetli infeksiyon bulguları (ateş ≥ 39°C) olması
 • Süpüratif komplikasyon olması
 • Bakımevinde yaşamak
• İki yaşın altı veya 65 yaşın üstünde olmak
• Yakın zamanda hastaneye yatış öyküsü olması
• Bağışıklığı baskılanmış hasta
• Yakın zamanda antibiyotik kullanımı olması

birinci basamak tedavide pnömokoklardaki yüksek direnç oranı nedeniyle makrolidler (klaritromisin ve azitromisin) önerilmez

salin nazal  irrigasyonun antibiyotik kullanımını ve işgücü kaybını azalttığı bildirilmiştir

topikal veya oral dekonjestanların veya antihistaminiklerin destek tedavisinde kullanılması güçlü öneri, düşük-orta derecede kanıt kalitesi ile önerilmemektedir

Nazal kortikosteroidler antiinflamatuar etki ile mukoza ödemini azaltır, drenajı sağlayarak ılımlı semptomatik iyileşmeye neden olur. Özellikle allerjik rinit öyküsü olan hastalarda intranazal kortikosteroid kullanımı zayıf öneri- orta derecede kanıt kalitesi ile destek tedavisi olarak önerilmektedir

Birinci basamak tedaviyle klinik iyileşme olmayan hastalarda infeksiyon dışı nedenler ve direnç akla getirilmelidir. Öncelikle tedavi dozları gözden geçirilmeli, alerji sorgulanmalıdır.
Geniş spektrumlu yeni bir antibiyotik için  değerlendirilmelidir.


ANKEM Derg 2014;28(Ek 2):12-17

26 Mayıs 2019 Pazar

öksürükte fitoterapi

kuru öksürük için:

IHLAMUR: ( Tilia cordata ve Tilia flos)

1 tatlı kasığı ( 1 gram) drog üzerine 150 cc oda sıcaklığında su ilave edilir, üzeri kapatilmış 30 dakika beklenir, süzlür yudum yudum içilir.
Diaforetik etkiden faydalanmak istenirse 1 yemek kasığı (3-4 gr) drog üzerine  150 cc kaynamış  su ilave edilir, 30 dakika beklenir, ve ısı kaynağı açılarak bir taşım kaynatılır, sıcakken süzülür ve yudum yudum içilir.
soğuk algınlığında ve öksürük preparatlarında ebegümeci, karamürver ve kekik ile kombine edilebilir.
kull: 2-4 gr drog/ gün


Gülhatmi ( Alcea Rozea):

1 tatlı kaşığı 150 cc suya infüzyon olarak hazırlanır (  drog üzerine kaynamıs su ilave edilip 5 dakika ağzı kapalı demlenir ) En az 10 dakika demlenmelidir.
kull:4-6 gr drog/ gün

 balgamlı öksürük için:

yabani kekik ( Thymus serpyllium):

1.4 gram drog üzerine 150 ml sıcak su dökülür, 5 -7 dakika demlenir , içilebilir sıcaklığa gelince günde 3-4 kere yudum yudum içilir.

4-6 gr drog/ gün .

adi kekik: (Thymus vulgaris)
aynı şekilde hazırlanır. 1..4 gram drog üzerine 150 ml sıcak su dökülür, 5 -7 dakika demlenir , içilebilir sıcaklığa gelince günde 3-4 kere yudum yudum içilir.

Raphanus sativus ( kara turp)

karaturp halka şeklinde dilimlenip üzerine bal dökülür , bir kac saat sonra balla birlikte suyu akmaya başlar .5-10 tatlı kasığı gün içinde alınır


çocuklar için doz 4-8 yas: 1/2 tatlı kasığı,
8-1 yaş 2/3 tatlı kasığı ,
>12 yaş 1 tatlı kaşığı
 kaynak:
modern ve rasyonel fitoterapi 1







25 Mayıs 2019 Cumartesi

Muskuler Distrofiler

(MD) Muskuler distrofi, iskelet kaslarının progresif dejenerasyonu ile giden, kaslarda güçsüzlük ve atrofiye neden olan, genetik geçişli heterojen bir grup hastalıktır.
Kas gücündeki yavaş ve selektif azalma, kas hücre kitlesindeki kademeli azalmaya bağlıdır. Rejenerasyon ve onarıma rağmen nekrotik süreç sonunda kas liflerinin kaybına neden olur. Bu kaybın yerini fibröz bağ dokusu ve yağ hücreleri alır.

Duchenne MD / Becker MD (DMD/BMD) DMD:
Xp21 genindeki mutasyonlar nedeniyle, bu genin protein ürünü olan distrofinin üretilememesi nedeniyle oluşur.
X’e bağlı resesif nakledilir, kadın taşıyıcıların erkek çocuklarında ortaya çıkar. Az bir kısmı ise yeni mutasyondur.
Distrofin geni insandaki en büyük genlerden biridir. Bu büyüklük, yüksek mutasyon oranını açıklamak için yeterlidir. Distrofin normalde embriyonik ve yetişkin iskelet kaslarında, kardiyak, viseral, vasküler düz kaslarda ve beyinde eksprese edilir.
Kas hücresinin sarkolemmasında diğer sarkolemmal proteinler (glikoproteinler) ile ilişkili olarak bulunan, kas hücresinin stabilitesini ve intra-ekstrasellüler alanlar arasında iletişimi sağlayan bir proteindir.
 DMD’li hastalarda proteinin normalin %5’inden az olduğu gösterilmiştir.

 BMD’de ise, distrofin miktarı azalmış (>%5) veya fonksiyonu bozulmuştur. Bulgular DMD’ye göre daha geç yaşta başlar ve daha yavaş ilerler.

DMD’de distrofin-glikoprotein kompleksinin parçalanması kas hücre nekrozuna yol açan bir dizi olayda anahtar rol oynar:

 Klinik: - 1/3500-6000 erkek çocukta görülür.
 - Yürüme yaşı hafifçe gecikebilir.
 - Genelde 2-4 yaşlarında ilk bulgularını verir.
- Anormal yürüyüş (ördek, penguen), merdiven çıkmada güçlük ailenin farkettiği ilk bulgulardır.
 - Muayenede proksimallerde belirgin kas güçsüzlüğü (alt>üst) saptanır.
 - Parmak uçlarında yürüme,
 lomber lordoz, skolyoz,
Gowers belirtisi (+),
kaslarda psödohipertrofi ve
mental retardasyon (%30 oranda) saptanan diğer bulgulardır.
 - Çocuklar genelde 7-13 yaşlarında nonambulatuvar olurlar
 - Hastalar respiratuvar yetmezlik ve kardiyak tutulum ile kaybedilirler.

- Becker MD’de hastalık daha geç başlar, daha yavaş gidiş gösterir.

Aile hikayesi: Anne tarafında, özellikle dayılarda kas hastalığı hikayesinin alınması tanıyı kolaylaştırır.

- CK normalin 50-100 katı kadar yükselebilir.
Ancak geç dönemlerde normale yakın bile bulunabilir

- EMG: Myopatik bulgular vardır.

 - Kas USG’si: Özellikle proksimal kaslarda belirgin tutulumu gösterir.

- Kas biyopsisi: Tanı koydurucudur. Işık mikroskobunda distrofik bulgular saptanır. Belirgin dejenerasyon ve rejenerasyon, yağ ve bağ dokusu infiltrasyonu vardır. Distrofin ile boyama (-) sonuç verir.

 - Moleküler genetik çalışma: Mutlaka yapılmalıdır. İndex vaka saptandığında bu çalışma ile hem tanının konması, hem de taşıyıcıların saptanması ve prenatal tanı verilmesi mümkündür.

Konjenital Muskuler Distrofi (KMD):

KMD, doğumda veya hayatın ilk yılı içinde ortaya çıkan kas güçsüzlüğü, hipotoni ve kas dokusunda distrofik değişikliklerle karakterize, otozomal resesif bir hastalıktır.

Kas güçsüzlüğü en sık pelvis ve omuz kaslarıyla proksimal ekstremite kaslarında olmak üzere simetriktir; yüz ve boyun kasları da etkilenebilir.

DTR’ler azalmıştır veya alınamaz.
Klinik bulguların ağırlığı değişkendir; geç de olsa yürüyebilen ve erişkin yaşa ulaşan hastaların yanısıra, hemen hiçbir motor gelişim göstermeyen, erken yaşlarda özellikle solunum problemleriyle kaybedilen hastalar da vardır.

Mental durum genelde normaldir, ancak hastalığın bazı tiplerinde değişik derecelerde mental retardasyon olabilir.

 Klinik:
- Bulgular ilk 6 ayda, hatta prenatal dönemde başlar.
 - Jeneralize hipotoni ve kas güçsüzlüğü en belirgin bulgulardır.
- Eklem kontraktürleri görülebilir. Özellikle pes equinovarus deformitesi sıktır.
Doğumsal kalça çıkığı prenatal hipotoninin göstergesidir.
- Yüz kaslarının tutulumu, yutma güçlüğü sıktır.
- Motor gelişim basamakları gecikir.
 - Sık solunum infeksiyonları hastayı ölüme bile götürebilir.
- Merozin (-) grupta mental retardasyon ve beyaz cevher anomalileri görülür.

63.pediatri kongresi sunumu

KONVULSİYONLA GELEN ÇOCUĞA YAKLAŞIM

Nöbet nedeni için; Kan şekeri, Elektrolitler, Ca, Mg, Kan gazı, Antiepileptik alıyorsa ilaç düzeyi, Hemogram, Kan Kültürü, Toksik tarama, PT, PTT,
gerekliyse LP, Göz dibi değerlendirilmesi,
gerekliyse Kraniyal görüntüleme

 Kapiller  kan şekeri < 60 mg ise; % 10 dekstroz 5 mL/kg, % 20 dekstroz 2.5 mL/kg
 Ateş varsa parasetamol 10 - 15 mg/kg (maksimum 500 mg) İV
 Hipokalsemi varsa % 10 Caglukonat 1-2 cc/kg IV, 10 dakikada
 Hipomagnezemi varsa 25-50 mg/kg IV, 2 saatte,
gerekirse antibiyotik.

DAMAR YOLU YOKSA :

rectal Diazem: 0.5 mg/kg ( max 10 mg )

 İM Midazolam 0.2 mg/kg  ( max 5 mg. )

nazal midazolam 0.2 mg/kg ( max 10 mg)

DAMAR YOLU VARSA:

İV Diazem 0.2- 0.3 mg/ kg ( max 10 mg)
İV Midazolam 0.1- 0.2 mg/ kg ( max 5 mg)

nöbet durmassa 5 dakika sonra tekrarlanabilir.

15 dakika sonra durmassa status epileptikus kabul edilir.
Fenitoin İV: 15-20 mg/kg (max. 1gr. /doz) (veriliş hızı 1-2 mg/kg/dk veya 50 mg/dk)
Fenitoin glukoz içeren sıvılarla verilmez.

Fenobarbital IV: 15-20 mg/kg (maksimum 1 gr/doz) (veriliş hızı 1-2 mg/kg/dk)

Levatirasetam IV: 30-60 mg /kg ( veriliş hızı 3-5 mg/kg/dk )

bunlara cevap vermesse dirençli SE:  midazolam  sürekli infuzyon seklinde verilir

Guillain Barre Sendromu (GBS)

Akut kas güçsüzlüğün en sık nedenidir.

Akut inflamatuar demiyelinizan polinöropati olarak da adlandırılır.

Monofazik ve ateşsiz olarak genelde bir enfeksiyon sonrası akut ya da subakut karakterde başlar. Kliniğin ilerlemesi en fazla 4 hafta sürer.

Bir plato fazına takiben iyileşme haftalar ve bazı durumlarda aylarca sürebilir.

Kas güçsüzlüğü ekstremitelerin distalinde ve simetrik başlar. Hızla kollara, yüze ve hatta solunum kaslarına doğru asendan karakterde ilerler.

Duysal semptomlar eşlik edebilir.

 Arefleksi ve beyin omurilik sıvısında hücre artışı olmadan protein artışı (albuminositolojik disosiyasyon) GBS tanısında önemlidir.

GBS, iki yaş altı çocuklarda daha nadir görülür.
Klinik bulguların başlamasından 1-6 hafta öncesi genelde solunum ya da gastrointestinal bir enfeksiyon öyküsü vardır.
Otonomik disfonksiyon ve kranial sinir tutulumu tabloya eşlik edebilir. Fasiyal sinir en çok tutulan kranial sinirdir ve genellikle bilateral tutulum olur.

 Ağrı, GBS de önemli bir bulgudur. Hastalığın en ağır döneminde %50-80 oranında gözlenir. Ekstremite ve sırt ağrısı şeklindedir. Bazı hastalarda ağrı, kas güçsüzlüğünü maskeleyebilir.

Yaşı küçük çocuklarda yürüme bozukluğu veya yürümeyi ret etme gibi durumlarda GBS ayırıcı tanıda özelikle düşünülmelidir.
 Tanıda sinir ileti çalışmaları önemlidir.
Demiyelinizan özelliklerin belirteci olarak ileti hızlarında yavaşlama ya da fokal sinir segmentlerinde ileti bloğu gözlenir fakat hastalığın erken döneminde ileti hızları tamamen normal olabilir.

Lumbosakral MR incelemesinde kauda equina köklerinde sıklıkla kontrastlanma gözlenir.

Tedavide, intravenöz immünglobulin 2 ya da 5 gün süre ile verilir.
Plazmaferez de ayrı bir tedavi seçeneğidir

63.pediatri sözel bildiriler
www.journalagent.com

idrar yolu enfeksiyonu


İdrar yolu enfeksiyonu tedavisi öncesi mutlaka idrar tahlili ve idrar kültürü alınmalıdır, tedavi genellikle eldeki verilerle ampirik olarak başlanır ve kültür antibiyogram sonucuna göre devamı düzenlenir.

 Ampirik tedavi, hastanın yaşı, klinik bulguları ve o bölgenin antibiyotik duyarlılık ve direnç oranları göz önüne alınarak yapılmalıdır.
 Özellikle ilk 3 ayda ürosepsis riski yüksek olduğu için hastane yatışı, yeterli hidrasyon ve ampirik olarak da iv ampisilin ve aminoglikozit veya 2. kuşak sefalosporin tedavisi önerilmektedir.

Ampirik tedavide üç ayın üzerindeki hastalar için 3. kuşak sefalosporinler kullanılmaktadır

 Ateşli, oral alamayan, toksik görünen hastaların da klinik bulguları gerileyene kadar hastanede izlenmesi, sonrasında ayaktan tedaviye devam edilmesi önerilmektedir.

Diğer hastalarda oral ve parenteral antibiyotik tedavisinin etkinliğinin aynı olduğu gösterilmiştir,

 Tedavi süresi 7-14 gün arasında değişir.

 Ateşsiz sistit tedavisinde önerilen tedavi süresi 3-7 gündür.

Koruyucu önlemler olarak kabızlığın önlenmesi ve işeme disfonksiyonunun düzeltilmesi önemlidir. Sünnetin İYE’nun sıklığını azalttığı birçok çalışmada gösterilmiştir.
 Probiyotik ve kızılcık kullanımı bazı çalışmalarda önerilmekle beraber faydaları tartışmalıdır.

63. pediatri kongresi

Demir Eksikliği Anemisi tedavi

 Demir eksikliğinin önlenmesinde ve tedavisinde et ve et ürünlerinin tüketimini arttırılması önemlidir.
Demir açısından zengin  besinler  et, yumurta, iyi pişmiş kuru baklagiller, yeşil sebzeler ve kuru meyvelerdir.

Demir preparatları +2 ferröz veya +3 ferrik şekilde olabilir.
Tedavide  önemi olan +2 değerlikli ferröz demirdir.
Oral tedavide en sık kullanılan iki değerlikli ferröz demir preparatları ferröz sülfat, ferröz glukonat, ferröz fumarat ve ferröz süksinatdır.

Ferröz sülfatın ( Ferrosanol®) emilimi çok iyi, biyoyararlanımı yüksektir, fakat gastrointestinal sistemde iritasyon, konstipasyon, bulantı, kusma ve epigastrik ağrı gibi yan etkileri olabilmektedir.

En sık kullanılan tedavi dozu günde 3-6 mg/kg’dır.

Demir emiliminin hızı aneminin ağırlığına da bağlıdır.
Tedavinin ilk ayında en yüksek değerlere ulaşmaktadır.
Hastalarda gözlenen huzursuzluk, iştahsızlık ve halsizlik gibi bulgular tedaviye başlanmasıyla birlikte hızla kaybolur.
 Tedavinin başlangıcından itibaren 7-10. günler arasında retikülosit artışı görülür. hemoglobinde bir ayda 1mg lık artış olur .Tedaviye 2 ay daha devam edilir. tedavi süresi 5 ayı geçmemelidir.


STATUS EPİLEPTİKUS YÖNETİM VE TEDAVİ



 SE nöbetinde uygun ve zamanında tedavi morbidite ve mortaliteyi azalttığından, SE tedavisinde amaç nöbetin  hızla sonlandırılmasıdır.

İlk 5 dk içinde yaşamsal fonksiyonların desteklenmesi için havayolunun açılması ,  solunumun desteklenmesi, %100 oksijen verilmesi, gerekirse entübasyon için hastanın değerlendirilmesi gereklidir.

Hasta monitörize edilerek ateş, nabız, solunum, TA, SpO2 , EKG, parmak ucu kan şekeri ve vücut ısısı ölçülmelidir.

 İlk 15 dk. içinde nöbetin durdurulmasına yönelik ilaç başlanmalıdır.
 İlk sıra ilaçlar olan Benzodiazepin grubundan biri ile (MİDAZOLAM, DİAZEPAM)  başlanır .
midazolam 0.1-0.2 mg/kg İV, 0.2 mg/kg nazal,
 Diazepam 0.3-0.5 mg/kg İV . 0.5 mg/kg rektal..

 Nöbet durmadığında uygulanmış ilacın aynısı ya da bir diğeri 5-10 dakika sonra bir kez daha tekrar edilir.

 İlk 15 dakikalık girişim döneminde hasta sürekli monitorize edilmeli, tekrar tekrar değerlendirilmeli entübasyon ihtiyacı gözden geçirilmeli ve tespit edilen metabolik sorun varsa düzeltilmelidir.

Pridoksin kullanımı iki yaşın altında SE ise akılda bulundurulmalıdır.

 SSS enfeksiyonu şüphesi olan olan hastada BOS örnekleme beklenmeden ilk doz tedavileri verilmeli,
menenjit şüphesi varsa Seftriakson 100 mg/kg/gün i.v./i.o,
 ensefalit şüphesi varsa asiklovir 1500 mg/m2 /gün veya 30mg/kg/gün i.v./i.o ilk dozu uygulanmalıdır.

Uzamış status epileptikusta (15-60 dakika ikinci Faz- 15 dakikadan sonra hala devam eden nöbette) ikinci sıra ilaçların IV infüzyonu yapılmalıdır.

 Fenitoin 15-20 mg/kg/doz i.v.,
 Nodyum valproat 20-30 mg/kg/doz i.v.,
 Levatirasetam 30-60 mg /kg/doz i.v. ve
 Fenobarbital 15-20 mg/kg /doz i.v.

bu aşamada tercih edilebilecek anti-epileptik ilaçlardır.

Bu aşamada etyolojiye yönelik tam kan sayımı, kan şekeri, elektrolitler, kan gazı, antiepileptik düzeyi (aldığı tedavi varsa), toksik tarama (zehirlenme şüphesi varsa), kan idrar dışkı BOS kültürleri (ateş ve enfeksiyon şüphesi varsa), karaciğer fonksiyon testleri, böbrek fonksiyon testleri, metabolik testler (1 yaştan küçük bebekse ya da metabolik hastalık şüphesi varsa) ve hasta stabil olduktan sonra, mümkünse ilk 60 dakika içinde, öncelikle BT çekilmesi planlanmalıdır.

 Bir saatten uzun süren dirençli SE tedavisinde (Yoğun Bakımda Tedavi) ikinci sıra ilaçlardan verilmeyen verilir ya da aynı doz veya yarı dozda tekrar edilebilir.

 Bu aşamadan itibaren uygulanacak üçüncü sıra ilaçlarla tedaviler SE’ta  nöbet kontrolünü sağlamada daha az etkindir

Hastada halen nöbet devam ediyorsa anti-epileptik ilaçlar sürekli infüzyon şeklinde kullanılarak koma indüksiyonu yapılmalıdır.

 Midazolam i.v. infüzyon, sodyum valproat i.v. infüzyon, topiramat NG yolla, tiopental sodyum i.v. infüzyonu bu aşamada kullanılabilecek antiepileptik ilaçlardır.



63.pediatri kongresi konusma özetleri
https://www.journalagent.com/tpa/pdfs/TPA_54_SUP_1_1_63.pdf

20 Mayıs 2019 Pazartesi

Büyüme ağrıları


Tekrarlayan alt ekstremite ağrıları (büyüme ağrıları=growth pains) çocuklardaki kas iskelet sistemi ağrılarının inflamatuar olmayan en sık sebebidir

 Büyüme ağrıları, 3- 12 yaş arası çocuklarda genellikle bacaklarda (dizin arkası, uyluk ve baldırlarda), daha az sıklıkla bacaklara ek olarak kollarda da görülebilen, akşam ve gece vakti ortaya çıkan, uykudan uyandıran, birkaç dakikadan birkaç saate kadar sürebilen ve nedeni bilinmeyen ağrılar olarak tanımlanmaktadır.

Çoğunlukla büyümenin en açık kanıtı olan kollar ve bacakları etkilediğinden büyüme ağrıları adı verilmiştir.
Genelde, yoğun fiziksel aktivite sonrası görülmektedir.

 Büyüme ağrılarındaki ölçütler çocukların şimdiki klinik tablosu ve alt ekstremitede tekrarlayan ağrılara dayanır.
 Bu ağrılar 72 saatten az sürer, kemik de lokalize olamaz ve birden fazla eklemde hareket kısıtlılığına sebep olmaz.
Travma, ödem, kızarıklık, lokalize olabilen hassasiyet veya başka genel ve bölgesel inflamasyon bulguları yoktur.

Büyüme ağrılarının sıklığı değişkendir (%2,6- %49,4)  Son çalışmalarda 4-6 yaş arasındaki çocuklarda prevalans %38,3 olarak tespit edilmiştir

 Büyüme ağrısı tanısı konulmadan önce diğer sebeplerin de gözden geçirilmesi gerekir, romatizma, enfeksiyon, malignite gibi organik bütün nedenler mutlaka ekarte edildikten sonra büyüme ağrısı tanısının konulması gerekir.

Cumhuriyet Med J 2012; 34: 411-415

TOPALLAYAN ÇOCUĞA YAKLASIM

Extremite ağrısında en sık  3 neden:
1- artrit/artralji
2-myalji
3-yürüyememe ve topallama

çocuklarda eklem ağrısı nedenleri:
1- enfeksiyoz: septit artrit,  osteomyelit, bruzcelloz .
2-enflamasyon: ARA,JRA, vaskülitler
3-ortopedik: travma ,aseptik nekroz, iskelet dizplazisi, düz tabanlık
4-malignite: losemi, lenfoma,tümör
5- diğer: toksik snovit, rahitis, hipermotilite sendromu, FMF

 lab: tam kan sayımı, sedim,CRP,  biokimya, RF, ANA, ASO, brucella,boğaz kültür, periferik yayma,

tam fizik muayene, eklem  bulguları, kas gücü, nörolojik ve cilt muayenesi.

ayırıcı tanıda :
1,hipermotilite sendromu: eklemlerde aşırı gevşeklik ve hareketilik,
2. malignite : lösemi mutlaka akla gelmeli. ateş ve genelde tek eklem ağrısı vardır.başlangıçata kan sayımı normal gelebilir.
3-toksik snovit: genelde öncesinde ÜSYE öyküsü.3-10 yaş. belirgin kalça ağrısı, kalça hareketinde kısıtlılık, topallama. vardır. kan sayımı normal, pelvis AP grafi normal sedim normal.



ÇOCUKLARDA TOPALLAMA:
1-3 YAŞ.: Septik artrit, osteomyelit, JRA, malignite, travma, toksik snovit, DKÇ, nöromuskuler hast.

4-10 yaş: Septik artrit, osteomyelit, JRA, malignite, travma, toksik snovit, DKÇ, nöromuskuler hast.
perthes ( femur başı aseptik nekrozu)

>11 yaş: Travma, septrik artit, osteomyelit, JRA, Osgood-Schlatter sendr, Orak hücreli anemi, skolyoz, nöromuskuler hast.

memorial pediatri uygulamalarıdan faydalanılmıştır

17 Mayıs 2019 Cuma

kabızlıkta kullanılan ilaçlar

Kabızlık tedavisi 6-9 aylik bir süreci içerir.

Oral:

Mineral yaği ( Sokol ) :  10 cc /  gün
Magnezyum hidrokdit ( Magnezi calsine )  : 0.5-1 gr./gün.
Lactulose ( Duphalac, Osmolac ) 1cc/kg/gün
Polietilenglikol macrogol( Dulcosoft,  constipass, )
        Dulcosoft 1cc/kg dan başlanır. 2 doz
        Constipass : 3-6 yas 1x1/2 saşe, 7-11 yaş 2x1/2 saşe >8 yas 2x1 saşe

Rectal:

Serum fizyolojik
Fleet ( fleet enema pediarik )  <20 kg pediatrik.    >20 kg erişkin doz
Gliserin sup( infantta)

Kurtarma,  stimulan :

Senna ( X-M) 1 x 5 cc. ( 5-10cc /gün ) 2 doz

ishal viral etkenleri

Rota: ink. 1-3 gün. ishalden önce dışkı ile atılmaya başlar, ishalden sonra 10 gün daha atılır.
dışkı sulu, kan- mukus yok,  süre 5-7 gün

Noro: ink 1-2 gün . ateş yok .bulantı kusma ishal , karın ağrısı, halsizlik.. süre 1-2 gün

Adeno: ink 3-10 gün.  ishal sulu ve mukuslu , kusma ateş var.
 ishalden sonra haftalarca atılmaya devam eder. süre 2 haftaya kadar

Astro: ink 1-4 gün , küçük çocuklarda sık. hafif ateş, bulantı, kusma,
 ishalden sonra haftalarca atılmaya devam eder. süre 3-4 gün.


AGE de kusma için  ondansetron verilebilir. ama dışkı sıklığı fazla ise ishali daha da artırır.
hipopotasemi, hipomagnezemi de uzun QT yapabilir.

beslenme düzenlenir. özel ishal mamasına gerek yoktur.
racekadotril dışkı sayısını azaltır (Raxerin)
Çinko verilebilir.
probiyotik: LGG ve S. boulardi

AKUT BİLİNÇ DEĞİŞİKLİĞİ OLAN ÇOCUĞA ACİL YAKLAŞIM:


Ensık nedenler:

İnfeksiyon, hipoksi, intoks, kafa travması, postiktal donem

İlk kan şekeri bakılır, infeksiyon markerleri, tam kan, sonra kültür, tam biokimya, kan gazi, amonyak ,laktat istenir.ve zehirlenme mutlaka akılda tutulmalıdır..
Hastanın vitalleri stabilize edilir edilmez İV mayi takılmalı , en az %0.45 lik olmalı. Kan şekerine bakılamassa %10 Dx 2cc/kg dan yapılır.

Eğer ateş ve fokal nörolojik bulgular varsa derhal 10mg/kg/ doz asiklovir başlanmalı 8 saatte bir. (Herpes ensefaliti)
Menenjit düşündürecek bulgular varsa Vankomisin+ seftriaxon başlanmalı.

gerekirse BT çekilmeli.

Glaskow koma skalası değerlendirilmeli.

Mutlaka entoksikasyon aklıda tutulmalı.


KIBAS bulguları:


Baş ağrısı, kusma, fontanel bombe ve pulstatil, hiperventilasyon, dekortike /deserebre postur, Cushing Triadı ( HT; bradikardi, peryodik solunum (önce derin hızlı, sonra durur ve yavaşlar yüzeyelleşir)

Göz dibinin normal olması KIBAS i ekarte ettirmez

Hastada KIBAS  olduğu halde BT normal olabilir.

KIBAS şüphesinde BT çekilmeden önce  ya da LP yapılmadan önce %20 lik mannıtol 0.5gr/kg ya da % 3 lik NaCl 4 cc / kg İV bolus verilmeli.

Bas orta hatta ve 30 derece yüksekte tutulmalı.

HT çok yavaş düşürülmeli, kan glukozu stabil olmalı.




memorial pediatri uygulamaları kitabindan  istifade edilmiştir.

15 Mayıs 2019 Çarşamba

yenidoğanda geçici hipokalsemi:

Nedenleri:
Erken doğum, düşük doğum ağırlığı, SGA, asfiksi, gebelik toksemileri, annede diyabet, annede hiperparatiroidi, annede D vitamini eksikliği, gebelikte aşırı kalsiyum yüklenmesi, inek sütü ile beslenme, kan değişimi, fototerapi, aminoglikozit antibiyotikler, antikonvulzan ilaçlar, osteoporoz, asidoz tedavisinde bikarbonat kullanımı, rotavirus enfeksiyonu, hipomagnezemi geçici hipokalsemi nedenleri olarak bilinmektedir.

Klinik tablo erken doğan bebeklerde 7 mg/dL, zamanında doğan bebeklerde 7,5 mg/ dL altında ortaya çıkar.

 Belirti ve bulgular arasında apne, taşikardi, siyanoz, beslenme güçlüğü, kusma (pilor spazmı nedeniyle), irritabilite, fasial-larengospazm, tetani, hiperakuzi, sıçrama ve irkilme nöbetleri, fokal ya da generalize epilepsi sayılabilir .

Tanı için serum kalsiyum, fosfor, alkalen fosfataz, magnezyum, parathormon, D vitamini, BUN, kreatinin, idrada kalsiyum/ kreatinin oranı, serum albümin düzeyleri ölçülür.

Bazı D vitamini eksikliği olgularında psödohipoparatiroidi tablosu gözlenebilmektedir .

 Tedavide kalsiyum puşe edilmez, hipokalsemi derecesine göre günlük sıvısına 2,5 mL/kg, 5 mL/kg ya da 7,5 mL/ kg %10’luk kalsiyum glukonat eklenir .

 Vitamin D eksikliği olgularında günlük 1 000–1 500 Ü D vitamini 6–8 hafta verilir.

Magnezyum düşükse % 15’lik magnezyum sülfat 0,4 mL/kg dozunda infüze edilir, gerekirse tekralanır.

Turk Pediatri Ars 2019; 54(1): 3–12

yenidoğanda geçici hipotirodi



Etiolojiye yönelik öykü alınır,
sT3, sT4 TSH, tiroglobulin ve idrarda iyot ölçümleri yapılır. Tiroid ultrasonografisi ve tiroid sintigrafisi yapılır.
Venöz kan TSH değeri <6 mU/L ise normal kabul edilir,
6–20 arasında ise izlenir ve 2 hafta sonra kontrol edilir
>20 ise tedavi başlanır


Turk Pediatri Ars 2019; 54(1): 3–12

Yenidoğanın geçici hipoglisemisi



Yenidoğanın hipoglisemi tanımı için farklı rakamlar önerilmekle birlikte
Amerikan Pediatri Akademisi Fetus ve Yenidoğan Kurulu,

doğum sonrası ilk 4 saatte 40 mg/dL,
4–24 saatler arasında 45 mg/dL
değerlerini hipoglisemi olarak belirlemiştir. Yapılan girişimlere karşın 60 dk’dan daha uzun
sürerse uzayan hipoglisemi tanımı kullanılır
Tedavide önce hasta ağızdan beslenir, 30
dk içinde toparlanma olursa devam edilir, diğer olgulara
%10 dekstroz 2 mL/kg 1 dk içinde ven içine verilir, konvulziyon varsa 4 mL/kg verilir, peşinden 6–8 mg/kg/dk
dozunda glukoz damardan verilir


Turk Pediatri Ars 2019; 54(1): 3–12










Bebek ve Çocuklarda Bitkisel Desteklerin Kullanımı ve Sağlık Üzerine Etkileri

Bebek ve Çocuklarda Yaygın Kullanılan Bitkisel Destek Ürünleri

 Ekinezya (Echinacea Purpurea)

 Amerika’da 4-17 yaş arasındaki çocuk ve adölesanlarda yapılan çalışmada en fazla kullanılan bitkisel destek ürününün ekinezya olduğu saptanmıştır (Wu, Wang, & Kennedy, 2013).

 Ekinezya papatyagiller ailesine mensup olup Kuzey Amerika’da yetişmektedir. Üst solunum yolu enfeksiyonları için profilaktik ve tedavi edici ajan olarak kullanımı önerilmektedir.
Fakat profilaktik etkisi için yeterli veri yoktur.
 Gelişmiş fagositoz ve nonspesifik T-hücre uyarıcı olduğu için in vivo ve in vitro immün uyarıcı özelliğe sahip olup yapısında alkilamid ve polisakkarit bulunmaktadır (Kaye, Baluch, & Kaye, 2012).
Klinik olarak grip belirtileri başlar başlamaz ekinezya kullanılması, soğuk algınlığı ve/veya gribin şiddetini ve sürecini azaltabilmektedir (Kaye ve diğ., 2012) .
 İki aydan fazla kullanılması taşiflaksiye neden olmaktadır (Kaye ve diğ., 2012).
 Çocuklarda en sık karşılaşılan yan etki deride döküntü ve kızarıklıktır (Karsch-Völk, Barrett, & Linde, 2015).
Çift körlü randomize kontrollü bir çalışmada yaşları 2-11 arasında değişen üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren 407 çocuğa günde iki kez ekinezya (Echinacea purpurea) şurubu verilerek plasebo ile karşılaştırılmıştır (Pearcy, Benko, & Safranek, 2012).
İki-beş yaş arası çocuklara yetişkin dozun yarısı (3.75mL günde 2 kez), altı-on yaş arası çocuklara ise yetişkin dozun %67’si (5mL günde 2 kez) verilmiştir.
Ailelerin doldurduğu ölçeklerle yapılan hastalık ile ilişkili elde edilen skorlarda ekinezya kullananlar ve plasebo grubu arasında istatistiksel bir fark bulunamamıştır.
Ekinezya kullanan çocuklardan iki tanesinde alerjik reaksiyon gözlenmiştir (Pearcy ve diğ., 2012).

Ginseng (Panax quinquefolius)

 Amerikan ginsengi (Panax quinquefolius) ve Asya veya Çin ginsengi (Panax ginseng) olarak iki tür piyasada bulunmaktadır.

 Genel olarak çevresel strese karşı direnç arttırıcı ve fiziksel dayanıklılığı güçlendirici olarak kullanılmaktadır.
Anti-platelet aktivitesinden dolayı tek başına alındığında kanama riskini arttırabilmektedir (Markham & Dog, 2013).
 Çift körlü randomize plasebo kontrollü yapılan bir çalışmada, polisakkaritten zengin Amerikan ginseng kökü extratı içeren COLD-FX kullanımının 3-12 yaş arasındaki çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonu üzerine etkisine bakılmıştır (Savers, 2015).

 Çalışma 3 grup üzerinde yürütülmüştür.
Birinci gruba standart doz (birinci gün 26mg/kg günlük; ikinci gün 17mg/kg günlük, üçüncü gün 9 mg/kg günlük; 70kg yetişkinin 600mg, 400mg, 200mg olarak günde 3 kez tükettiği doza eşittir),
 ikici gruba düşük doz (standart dozun yarısını) verilmiştir.
Üçüncü grup da plasebodur.
 Tedaviye semptomların gözlendiği ilk 48 saat içinde başlanmıştır.
Kayıtlı yetmiş beş denekten kırk beşinde üst solunum yolu enfeksiyonu gelişmiş ve bu denekler randomize olarak tedavi gruplarına yerleştirilmiştir.
 Standart doz alanlarda ortalama semptomların uzunluğu 1.5 gün, düşük doz alanlarda 1.9 gün ve plasebo grupta da 1.9 gün olarak saptanmıştır.
Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir (Savers, 2015)

Sinameki (Cassia Angustifolia)

 Sinameki, içerdiği etken madde sennosides A ve sennosides B sayesinde laksatif etki göstermektedir (Rama Reddy ve diğ., 2015).

 Sinameki tüketildikten sonra yapısında bulunan sennosides A ve B değişme uğramadan kalın barsağa ulaşarak, bakteriyal flora tarafından hidrolize edilir böylece rhein ve rhein-anthrone dönüştürülerek hem sekresyon hem de motiliteye etki ederek laksatif etkinin oluşmasını sağlar (Cirillo & Capasso, 2015).
Çocuklarda konstipasyon görülme sıklığı %4 ila %36 arasında değişmektedir.
Sinamekinin üç aydan daha uzun süre kullanılması kabızlığın tekrarlanmasını önleyebilmektedir. Fakat çocuklarda kabızlık tedavisinde kullanılması için daha fazla kanıta ihtiyaç vardır (Noras, Yousefi, & Kiani, 2013).
Ayrıca uzun süreli kullanılması kronik diyare dolayısıyla sıvı ve elektrolit kaybı ile ilişkilendirilmektedir (Abdualmjid & Sergi, 2013)



Ginkgo Biloba (Mabet Ağacı)

Ginkgo biloba ağacının yaprakları ginkgolides molekülleri içerirler.
Bu moleküller platelet-aktivasyon faktörünü (PAF) inhibe ederek platelet agregasyonunda azalmaya, kardiyak kontraktilitede ve kroner kan akışında da artışa neden olabilmektedirler (Percival, 2013). Yapılan bir çalışmada pediatrik hastalarda kullanılan bitkisel destek ürünlerinin sadece %35’inin DEHB semptomlarının tedavisinde kullanıldığı saptanmıştır (Mazhar, Harkin, Foster, & Harris, 2016).

DEHB çocukların yaklaşık %3-7’sini etkilemektedir.
Ginkgo biloba, serebral vasküler kan akışını hızlandırarak dikkat eksikliği ile ilişkili hiperaktiviteyi azaltabilmektedir (Shakibaei, Radmanesh, Salari, & Mahaki, 2015).

Çocuk ve adölesanlarda yapılan randomize-kontrollü çift körlü bir çalışmada altı hafta süreyle bir gruba metilfenidat (20-30mg/gün) ve ginkgo biloba (80-120mg/gün) diğer gruba ise metilfenidat ve plasebo verilmiştir.

 Plasebo ile kıyaslandığında ginko biloba tedavisinin daha etkili olduğu saptanmıştır (Shakibaei ve diğ., 2015).

Bir başka çift körlü randomize çalışmada 6-14 yaş arası (n=50) çocuk ve adölesanlara altı hafta boyunca 80-120 mg/gün ginkgo biloba preparatı (n=25) veya metilfenidat (n=25) verilmiştir (Sarris, Kean, Schweitzer, & Lake, 2011).

Sonuç olarak ginkgo biloba kullanımının metilfenidat ile kıyaslanabilecek bir faydası olmadığı saptanmıştır.
Gingko bilobanın tam etkisine ulaşabilmesi ve klinik etkisinin gözlemlenmesi için çalışmanın süresinin yeterli olmayabileceği düşünülmüştür (Sarris ve diğ., 2011)



Sarmaşık Yaprağı Özütü (Hedera Helix)

 Çocuklarda bronşiyal astım tedavisinde kullanılmaktadır (Hunt & Ernst, 2011).
 Yaşları 2-86 (ortalama yaş:23 ± 20) arasında olan 590 hastada 7 gün süreyle yapılan çift körlü randomize çalışmada sarmaşık yaprağı soft ekstratının ve sarmaşık yaprağı extratının akut bronşit terapisinde kullanımının bronşit şiddet ölçeği skorunda benzer azalma gösterdiği saptanmıştır (Cwientzek, Ottillinger, & Arenberger, 2011).
 Yapılan başka bir çalışmada, yaşları 0-12 arasında olan, 268 çocuk 14 gün süreyle sarmaşık yaprağı şurubu veya damlasıyla tedavi edilmiştir (Schmidt, Thomsen, & Schmidt, 2012).
 Kullanılan bitkisel desteklere gösterilen tolerasyon ve uyum, şurup için %99 ve damla için %100 olarak saptanmıştır.
 Katılımcıların sadece beşinde (%1.9’unda) hafif ve ciddi olmayan yan etkiler gözlemlenmiştir. Sonuç olarak sarmaşık yaprağı ekstraktlarının şurup veya damla olarak kullanılmasının etkili ve güvenli olduğu belirtilmiştir (Schmidt ve diğ., 2012).
 Kronik inflamatuar bronşiyal hastalık veya öksürüğün eşlik ettiği soğuk algınlığı geçiren 330 bireyde kullanılan film kaplı sarmaşık yaprağı tabletlerin tüketiminin güvenli olduğu ve iyi tolere edildiği gösterilmiştir (Stauss-Grabo ve diğ., 2011).
Fakat sistematik bir derlemede incelenen çalışmalarda hedera helix’in kendisiyle kıyaslanması, çalışmalarda plasebo veya kontrol grubu olmaması ayrıca çalışmaların ciddi metodolojik kusurları olması nedeniyle hedera helix’in klinik faydalarının kanıta dayalı olmadığı belirtilmiştir (Holzinger & Chenot, 2011)



Sarı Kantaron/St. John’s Wort (Hypericum Perforatum)

 Avrupa Bilimsel Fitoterapi Birliği uykusuzluk, anksiyete ve çabuk öfkelenmenin tedavisi için sarı kantaron kullanımını önermektedir (ESCOP, 1997).
St. John’s Wort’un serotoninin, norepinefrinin ve dopaminin yeniden alımını önlediğini böylece antidepresan aktiviteye katkıda bulunduğunu bilinmektedir (Pellow, Solomon, & Barnard, 2011). Sonuç olarak hafif-orta depresyon tedavisi için kullanılan geleneksel seçici serotonin gerialım inhibitörü olan antidepresanlara karşı yan etkisinin az olması nedeniyle 12 yaş altı çocuklarda tedavi için bir seçenek olabilir (Pellow ve diğ., 2011).
 Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan pediatrik hastalarda sekiz hafta süreyle yapılan randomize-kontrollü çalışmada ebeveynler ve klinisyenler hastalığın semptomlarında plasebo grubuna kıyasla St. John’s Wort kullanan grupta farklılık görmemişlerdir (Searight, Robertson, Smith, Perkins, & Searight, 2012). St. John’s Wort’un kullanım süresi ve alınan doza bağlı olarak beraberinde tüketilen ilaçların farmakokinetiğini etkileyebildiği bildirilmektedir (Berginc, 2015).


Papatya/Chamomile (Matrica Chamomilla-Papatya) 

İnfantil kolik tedavisinde etkili olabileceği düşünülmektedir.
 Fakat yeni doğanda kullanılacak standart dozun belli olmaması ve uzun dönem kullanılmasının bebeğin beslenmesini özellikle de bebeğin süt alımını etkilemesi papatya kullanımı hakkındaki endişeleri arttırmaktadır (Savino, Garro, Nicoli, & Ceratto, 2015)


Sarımsak Suplemanları (Allium Sativum)

 Sarımsak yüzyıllardır profilaktik ve teropatik medikal ajan olarak kullanılmaktadır.
 Bu özellikleri yapısında barındırdığı organosülfür bileşenler ve antioksidan aktivitesinden kaynaklanmaktadır (Upadhyay, 2016)
. Çocuklarda sulu sarımsak ekstratı gastrointestinal sistemdeki parazitlerin tedavisi amacıyla kullanılmaktadır (Marquardt, Kaft, & Nieber, 2015).

 Sarımsak ekstrakları, hymenolepiasis nana ve giardiasis lamblia’ya ayrıca gastrointestinal parazitlere özellikle cestodes ve trematodese karşı anti-parazitik etki göstermektedir.

Üç gün boyunca ham ekstrakt (2x5 mL/gün) veya ticari ekstrakt (4x0.6 mg kapsül/gün) kullanımının Hymneolepis nana ve Giardiasis lamblia tedavisinde güvenli ve etkili olduğu saptanmıştır (Marquardt ve diğ., 2015).

 Sarımsak tüketimi ile kanser riskinde azalma arasında ters ilişki olduğu düşünülmektedir (Kim & Kwon, 2009).
 Fakat bu ilişki kanıta dayalı olarak ispatlanamamıştır.
 Birleşik Devletler Gıda ve İlaç Bakanlığı’nın kanıta dayalı derlemesinde 19 insan çalışması incelenmiştir.
Sarımsak tüketimi ve farklı kanser çeşitlerinin görülme riskinde azalmayı destekleyen güvenli kanıtlar bulunmamaktadır (Mansky, 2012).



Rezene (Foeniculum Vulgare) 

Geleneksel olarak rezene meyvesi ve yağı gaz ağrısını rahatlatmak ve üst solunum yolu enfeksiyonunu gidermek için kullanılmaktadır.
Ayrıca rezene ile hazırlanan çaylar Almanya, Hollanda, Avusturya, İsviçre ve İtalya’da genellikle infantil kolik nedenli abdominal ağrının giderilmesinde tercih edilmektedir (Colombo, 2012).
 Bebek ve çocuklar için düzenli kullanılması estragol alımı açısından risk teşkil etmez çünkü infüzyon ve bebekler için kullanılan hazır çaylar Avrupa Düzenleme gıda katkıları tarafından kabul edilen maksimum değerden 1000 kat daha az estragol içermektedir (Colombo, 2012)

Bebekler için kullanılması en uygun olan ürünler Avrupa bebek besinleri kanunlarına göre özel olarak üretilen hazır çaylardır (Colombo, 2012).
Çift-kör, plasebo kontrollü çalışmada infantil kolik tanısı almış bebeklere %0.1 rezene yağı emülsiyonu, suda %0.4 polisorbat ile beraber 5 mL ila 20 mL arasında öğünlerden önce 4 kez verilerek toplam 12 mL/kg/gün olarak sınırlandırılmıştır.
 Rezene alan grupta almayan gruba kıyasla kolik semptomlarında belirgin bir iyileşme (sırasıyla %65: %23.7) gözlenmiştir. Rezene kullanımına bağlı herhangi bir yan etki saptanmamıştır (Perry, Hunt, & Ernst, 2011).
 Avrupa Gıda Güvenliği Topluluğu (EFSA), çocuklar için ortalama rezene alım miktarının 3-5g taze bitkinin ufalanarak çay formuna getirilerek ve üç doza bölünerek tüketilmesini, kısa süre (yedi günden az) kullanılmasını, 4 yaşından küçük çocuklarda kullanılmamasını önermektedir (EFSA, 2009)


Kedi Otu (Valerian Officinals) 

Kedi otu, yatıştırıcı ve antispazm özelliği ile sinir sisteminde etkilidir.
Anksiyete, uykusuzluk ve DEHB’nun tedavisinde kullanılır (Pellow ve diğ., 2011).
 Valeranik asit, merkezi sinir sisteminde GABA’nın yıkılmasını baskılayarak huzursuzluk hastalıklarında onun alternatif bir seçenek olmasını sağlamaktadır.
Avrupa Bilimsel Fitoterapi Birliği (ABFB), 3-12 yaş arasındaki çocuklarda kedi otu kullanımını tıbbi gözetimle beraber onaylamaktadır (Pellow ve diğ., 2011).
Huzursuzluk ve dissomniya sorunu olan on iki yaşından küçük 900 çocuğa verilen kedi otu ve melisa otu karışımının uykuda belirgin iyileşmelere neden olduğu gözlenmiştir (Badin, Haddad, & Shatkin, 2016).
Zihinsel engelli çocuklarda kedi otu kullanılması uykuya dalma süresinin gecikmesini belirgin olarak azaltmış ve toplam uyku süresini ve kalitesini arttırmıştır.
Ayrıca hiperaktvitesi olan çocuklarda daha fazla fayda sağlamıştır (Badin ve diğ., 2016).


Yaban Mersini/Cranberry (Vaccinium macrocarpon))


 İdrar yolu enfeksiyonu her yıl milyonlarca çocuğu etkileyen, ayaktan tedavi gerektiren dikkate alınması gereken tıbbi bir tablodur.
 Yaban mersini ekstratı veya suyu çocuklarda idrar yolu enfeksiyonunu önlemek amacıyla kullanılmakta olup günümüzde ticari formları da (kapsül veya tablet) bulunmaktadır. (Goldman, 2012).

Randomize kontrollü bir çalışmada, yaşları 5-18 arasında değişen kırk çocuğa bir yıl boyunca yaban mersini suyu veya plasebo verilmiştir (Afshar, Stothers, Scott, & MacNeily, 2012).
 Yaban mersini suyu tüketenlerde idrar yolu enfeksiyonu insidansı kişi başı 0.4 iken plasebo grubunda 1.15 olarak bulunmuştur (p=0.045).
 Yaban mersini suyu tüketimi ile idrar yolu enfeksiyonu riskinde %65’lik bir azalma gözlemlenmiştir. Yaban mersini suyu yüksek konsantrasyonda proantosiyanidin içerirken ve anti-bakteriyel özelliğe de sahiptir (Afshar ve diğ., 2012)
. Dolayısıyla bu çalışmada yaban mersini suyunun pediatrik hastalarda ateşli olmayan idrar yolu enfeksiyonundan korunmada etkili olabileceği vurgulanmıştır (Afshar ve diğ., 2012).

 Benzer bir başka çalışmada, seksen dört kız çocuğuna altı ay boyunca yabanmersini suyu verilmiştir. Yaban mersini suyu tüketenlerde idrar yolu enfeksiyonu insidansı (%18.5) kontrol grubuna (%48.1) kıyasla düşük çıkmıştır (Gardner, 2014).

Sağlıklı çocuklarda yaban mersini tüketimi genel olarak idrar yolu enfeksiyonu geçirme sayısını azaltırken hastalığın tedavisine bağlı olarak antibiyotik kullanılan gün sayısını da azaltmaktadır (Durham, Stamm, & Eiland, 2015).
Fakat güvenli kullanım dozu ve süresi ile ilgili öneride bulunmak için daha geniş çalışmalara ihtiyaç vardır (Durham ve diğ., 2015)


Mürver Suplemanları (Elderberry) Mürver suplemanlarının 1-3 yaş arasındaki çocuklarda grip hastalığının tedavisi için kullanılması uygun değildir , çünkü hazırlanmasında kullanılan glikosit sambunigrin toksik etki gösterebilir ve ayrıca kurşun ve siyanür zehirlenmesine de neden olabilmektedir (Gutierrez, Silbert-Flagg, & Vohra, 2015).

Yapılan çalışmada 18 yaş altı bireylerin kullanmaması gerektiği belirtilmektedir (Gutierrez ve diğ., 2015).

Bebek ve Çocuklarda Bitkisel Desteklerin Kullanımına Yönelik Uyarılar ve Öneriler

  Bütün bitkisel destek ürünlerinin yarı ömürleri bilinmediği için planlı operasyonlardan 2-3 hafta öncesinde kullanımları durdurulmalıdır (Kaye ve diğ., 2012).

 Bitkisel destek ürünleri, farmakodinamik etkileşime bağlı olarak CYP450 karaciğer enziminin işlevini değiştirebilir. Böylece reçeteli bir ilacı dahi toksik veya etkisiz hale getirebilir. Örneğin, 5-hidroksitriptofan (sarı kantaronda çoğunlukla bulunur) ile antidepresanların beraber kullanılması, serotonin sendrom riskini arttırabileceği için kontraendikedir (Gutierrez ve diğ., 2015).

Bitkisel desteklerin birçok yan etkisi olabilir.
 Çocuklarda bitkisel destek ürünlerinin kullanılması ile oluşan yan etkiler incelendiği sistematik bir derlemede, çocukların %35’inde nörolojik etkiler (baş dönmesi, merkezi sinir sistemi depresyonu ve letarji), %10’ununda kardiyovasküler etkiler (hipertansiyon), %14’ünde gastrontestinal etkiler (kusma, bulantı, diyare) ve %11’inde hepatotoksikoloji ve sarılık oluştuğu gösterilmiştir (Izzo, Hoon‐Kim, Radhakrishnan, & Williamson, 2016)

Klinik çalışmalar çoğunlukla yetişkinler üzerinde yapıldığı için çocuklarda kullanılması uygun olan dozlar kesin ve net olarak belirlenememiştir.
Genel pediatri kılavuzları çok küçük ve küçük çocuklar için yetişkinlerin üçte biri kadar dozu ayrıca okul çağındaki çocuklar içinde yetişkin dozunun yarısı kadar olan miktarı belirtmektedir (Samour & King, 2012).

Çocukların vücut ağırlıkları yetişkinlerden daha düşük olduğu için ve birçok ilacı metabolize edebilecek yeterli karaciğer enzimleri olmadığı için kullanmaları gereken doz her zaman yetişkinlerin kullandığı dozdan daha az olmalıdır (Samour & King, 2012).

Ayrıca iki klasik kural çocuklarda kullanılan bitkisel destek ürünlerinin doz miktarının hesaplanmasında kullanılmaktadır.
Bunlar Clark’s Kural’ı veya Young’s Kural’ıdır.

Clark’s Rule hesaplanırken çocuğun vücut ağırlığı (kg) önce 2.20 ile çarpılarak libre (lb) cinsine çevrilir daha sonra sabit bir değer olan 150’ye bölünür. Elde edilen kesir yetişkin dozun kaçta kaçının çocuğa verileceğini belirlemiş olur (Tablo 1)

 Young’s Kural’ında ise çocuğun yaşı oniki ile toplanır ve bir değer elde edilir. Çocuğun yaşı elde edilen bu değere bölünür ve yetişkin dozunun kaçta kaçını tüketeceği saptanmış olur (Tablo 1)

(Samour, P., & King, K. 2012). Tablo 1: Bitkisel Destek Ürünleri Pediatrik Kullanım Dozunun Belirlenmesi (Samour, P., & King, K. 2012)


Clark’s Kuralı:   Vücut ağırlığı (lb)/150   Vücut Ağ. 50lb    50/150 =   1/3 Yetişkin doz
Young’s Kuralı:  Yaş/yaş+12                4 yaşında                    4/(4+12) =  1/4 Erişkin doz



Bebek ve Çocuklarda bitkisel destek ürünlerinin kullanılmasının temel ilkeleri bilinmeli ve uygulanmalıdır. Bunlar:

 1. Klinisyenler/Diyetisyenler danışanlarının bitkisel destek ürünlerinin kullanımlarını sorgulamalıdır. Bitkisel destek ürünlerinin risk ve faydaları hakkında bilgi sahibi olmalı ve ailelere güvenli uygulama hakkında rehberlik edebilmeli, onları güvenilir bitkisel destek ürünlerinin yönlendirmelidir.

2. Klinisyenler/Diyetisyenler ilaç-bitki etkileşimine güvenilir kaynaklardan ulaşmalı ve bilgi sahibi olmalıdırlar.
Doktora danışılmadan ilaç kullanan çocuklarda bitkisel ürünler kullanılmamalıdır.
 Bitkisel ürün-ilaç etkileşimleri üzerine çok az veri olmakla birlikte; sarı kantaronun (St.John’sWort) diğer antidepresanlarla kullanımının ve antikoagülan ilaçlarla sarımsak kullanımının oluşturabileceği riskler gibi bazı önemli bilgiler bilinmektedir (Samour, P., & King, K. 2012).

 3. Klinisyenler/Diyetisyenler, danışanlarının bitkisel destek ürünleri tüketimi sonrası karşılaştıkları olumlu veya olumsuz etkileri hakkındaki geri dönüşümlerini takip etmeli ve önemsemelidirler.
 Sulu, kaşıntılı gözler; aksırma; hırıltı; öksürme; ürtiker alerjinin işaretlerinden olabilir.
Klinikte bitkisel tedaviden yararlanan pediatristler, alerjiye eğilimli çocuklarda yeni bir bitkisel desteği kullanırken, “bir seferde tek bir bitkinin denenmesi ve düşük dozlarda uygulanması” tavsiyesini kullanmaları oluşabilecek olumsuzların azaltılmasında ve önlenmesinde yararlı olacaktır.

4. Bitkisel tıp uzmanları arasında, hangi bitkisel tedavinin çocuklarda kullanımının güvenli ve uygun olduğuna dair birçok tartışma bulunmaktadır.
Ancak birçok bitkisel tıp uzmanının ortak görüşü olarak; uyarıcı laksatiflerin (aloe (Aloe ferox), akdiken kabuğu (Rhamnus frangula), akdiken kabuğu (Rhamnus purshiana) ve sinameki yaprağı kafein içeren bitkiler vb.), uyarıcılarların ( kahve,siyah-yeşil çay (Camellia sinensis), kola cevizi (Cola nitida), guarana (Paullinia cupana), mate (Ilex paraguariensis), Asya ginsengi (Panax ginseng) ve Amerikan ginsengi (Panax quinquefolium) vb.), bazı sedatiflerin (kediotu (Valeriana officinalis), Alman papatyası (Matricaria recutita), şerbetçiotu (Humulus lupulus), limonotu (Melissa officinalis), çarkıfelek (Passiflora incarnata), sarı kantaronun (Hypericum perforatum) vb.) ve güçlü alkoloid içeren bitkilerin (berberin, kafein, efedrin, psödoefedrin ve diğerleri) çocuklarda kullanılmaması önerilmektedir (Samour, P. & King, K. 2012).

5. Klinisyenler/Diyetisyenler rehberlik hizmeti verirken kendi sınırlarını bilmeli, bireysel önyargılarından uzak durmalı ve danışanlarına onlar için gerekli ise, en uygun olan zamanda en uygun olan bitkisel destek ürününe yönlendirmelilerdir (Gutierrez, SilbertFlagg, & Vohra, 2014).


Sonuç Bitkisel destek ürünleri yetişkinler ve çocuklarda yaygın olarak kullanılmakta ve kullanımı da giderek artmaktadır.
Yaygın olarak hastalıkların iyileştirilmesi, genel sağlık durumunun daha iyi olması ve sürdürülmesi amacıyla kullanılmalarına rağmen kullanımlarıyla ilgili sayısız endişe vardır.
 Çünkü bu ürünler, ilaçların aksine FDA tarafından düzenlenmemektedir.
Raflarda yer almadan önce üreticilerin bitkisel destek ürünlerinin güvenliğini ve etkinliğini ispatlama zorunlulukları yoktur.
 Sadece rezene ve kedi otunun çocuklarda kullanımı bilimsel otoriteler tarafından belirli kurallarla kabul görmektedir (EFSA, 2009; Pellow ve diğ., 2011).
 Sarı kantaron, Echinacea, Ginseng, Gingko Biloba, Sarımsak destekleri için kesin kanıtlar bulunmamaktadır (Onder & Liperoti, 2016).
 Yarar/risk oranı iyi analiz edilmiş bitkilerin veya birçok bitkisel ilaçların uygun pediatrik dozları deneyimli ve eğitilmiş sağlık profesyoneli tarafından belirlenerek ve olası yan etkilerinin yakından takip edilerek kullanılması sadece semptomların tedavisinde değil koruyucu düzeyde de kullanılması açısından yarar sağlayacaktır (Samour, P., & King, K. 2012).

https://dergipark.org.tr/download/article-file/377027



SALVİA OFFİCİNALİS:

tıbbi adaçayı Salvia officinalis L., Anadolu adaçayı Salvia fruticosa Mill., (syn. Salvia triloba L.) misk adaçayı Salvia sc...